Sevgili Dostlar, sonsuzluğa uğurladığımız barış şehidi arkadaşlarımın aileleri, katliamda yaralanan arkadaşlarım, katliamın 98. Günü olmasına rağmen hâlâ hastanelerde tedavileri süren yaralı arkadaşlarım, değerli basın emekçisi arkadaşlarım, sendikamızın üyeleri, demokratik kurumların değerli temsilcileri hepinizi sendikamız Eğitim Sen Malatya Şubesi Yürütme Kurulu adına saygıyla selamlıyor ve hoş geldiniz diyorum.
Bugün aramızda “Türkiye emek mücadelesinin öncülüğünü yapan dörtlü” olarak tanımlanan kurumların yöneticileri bulunuyor. DİSK Genel Sekreteri Sayın Doktor Arzu ÇERKEZOĞLU, TTB 2. Başkanı ve İstanbul Üniversitesi’nin seçilmiş fakat atanmamış rektörü Sayın Prof. Dr. Mehmet Raşit TÜKEL, TMMOB Genel Sekreteri Sayın Dersim GÜL, KESK Eğitim, Örgütlenme ve Basın Yayın Sekreteri Sayın İlhan YİĞİT ve Eğitim Sen Genel Sekreterimiz Sayın Sakine Esen YILMAZ aramızda bulunuyorlar. Onlara da Sendikamız Şube Yürütme Kurulu adına buraya geldikleri için hem teşekkür ediyor hem de hoş geldiniz diyorum.
Sevgili dostlar zaman şimdilik hükmedilmeyen bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor. Tarih ise hep sınıfların egemenlere, hükmedenlere karşı mücadelesi olarak yaşanıyor. Bu mücadeleyi bizler bizden öncekilerden aldık ve bizler de bizden sonrakilere bırakacağız. Üç beş kişi ne kadar az görünür değil mi? Oysa 1908’de Encümeni Muallimle başlayan mücadele geleneğimiz “üç beş kişi” ile başlamıştı. Daha sonra binlere on binlere ve yüz binlere dönüştü. Onun için asla “Bir avuç insanız, ne yapabiliriz?” denilmemelidir. TÖS’den, TÖB-DER’den sendikamız Eğitim Sen’e uzanan tam tamına 108 yılını doldurmuş bir mücadele geçmişi ve tarih miras bizlere bırakıldı.
Dostlarım, arkadaşlarım, yoldaşlarım, bizler ve bizden öncekiler hayallerle yola çıkmışlardı. Emekten, eşitlikten, özgürlükten, demokrasi ve barıştan yana bir dünya inşa etmek istiyorlardı. Sömürüsüz bir dünya tasavvur ediyorlardı. Hayallerimiz, zor günler geçirdiğimiz bugünlerde de dünden bugüne dünden yarına hiç değişmedi. Hâlâ bizler o hayalin peşinde mücadelemizi sürdürüyoruz, sürdüreceğiz. Tarihimizi emekçiler olarak hiçbir zaman unutmamalıyız. 12 Eylül faşizminin ülkemize getirdiği umutsuzluğun, karanlığın ortasında kendi küllerimizde yeniden harlamadık mı mücadele ateşini. İnandık, yapabiliriz dedik ve başardık. Saldırılara maruz kaldık, soruşturmalarla kuşatıldık, sürgünlere gönderildik. Olağanüstü yönetimler altında yaşarken sendikal mücadeleye kendini adamış arkadaşlarımızın kurşunla, satırla, palayla katledilmelerini gördük. Valilerin fermanlarını, Jitemcilerin “beyaz toroslarını” gördük. Sivas’a Madımak’a, Maraş’a, Malatya katliamlarına bu gözler tanıklık etti. Tüm bunları yaşadık, unutmadık; elimizden geldiğince unutturmadık. Bundan dolayı yargılandık, cezaevlerine konulduk. Değerli canlar, dönem aynı dönem, kişiler değişiyor, devran aynı devran; emekçileri, ötekileri, direnenleri, mücadele edenleri dize getirme çabası sürüyor. Emekçi sınıfı, onun mücadelesini yürütenleri teslim alma, itibarsızlaştırma, onursuzlaştırma çabası sürüyor. Bugün de çocuklar öldürülüyor, ölüler günlerce kent sokaklarında kalıyor, kentler kuşatılıyor, tanklar top atışı yapıyor, siviller, emekçiler katlediliyor. Dün Fatsa’da ne yaptılarsa bugün de Cizre’de, Silopi’de, Sur’da onu yapıyorlar. Dün Sivas’ta Madımak katliamını yapanlar bugün Suruç katliamını yapıyor. Dün Maraş katliamını yapanlar bugün Roboski katliamını yapıyor. Dün Malatya katliamını yapanlar bugün Ankara katliamını yapıyor. Dün direnenlere anarşist, eşkıya diyenler bugün de hain, terörist diyor.
Dostlarım, yoldaşlarım, biz bu ülkeyi çok sevdik. Eğer bu kadar sevmeseydik bu kadar bedel ödemezdik. Dar ağacına giderken arkadaşlarımızın, öncülerimizin söyledikleridir bugün hâlâ bizim söylediklerimiz:
kadılar müftüler fetva yazarsa ,
işte kement işte boynum asarsa işte hançer işte başım keserse dönen dönsün ben dönmezem yolumdan ,
“Bu suça ortak olmayacağız” diyen bu ülkenin bilim emekçilerine, “aydın müsveddeleri” diyenlere yarın tarihin önünde hesap vereceklerini bu kürsüden söylemek isterim. Bilim emekçileri, asla yalnız değildir. Dayanışma içerisinde onlarla olacağımızın bilinmesini bir kere daha vurgulamak isterim. Kerbela’yı yapanlar, İŞİD’İ kutsayanlar, Pir Sultanı dar ağacına gönderenler, bugün çıkmış bilim insanlarımıza tehditler savuruyorlar. Dünyanın başka yerindeki katliamlara birkaç dakika içinde taziye yayımlayanlar Ankara’ya, Suruç’a nasıl da sessiz kalabilirler? Cem evlerine “kırmızı çizgimizdir” diyen maaşını bizim vergilerimizden alanlara ses çıkartmayanlar, “akademisyenler maaşını devletten alıyor ve devleti eleştiriyor, atın bunları işten” diye YÖK’e talimat verebiliyorlar. Uygarlıktan uzak aklının sınırlarını aşan ve ahlâki değerlere sığmayan çağ dışı fetvaları yayımlayanlar, maaşını nereden alıyor? Kamu parası ile alınmış Mercedes’le gezip de Cem Evlerine kırmızı çizgimizdir diyen maaşını kimden alıyor? Bizler her şeyin farkındayız. Sizi tanıyoruz; zihniyetinizi biliyoruz.
Arkadaşlar ! Ülkemiz tam bir kuşatılmışlığın içerisinde. Çevremizde olup bitenler tam bir savaş hali. Coğrafyamızın sadece doğası, kaynakları HES’lerle, termik ve nükleer santrallerle talan edilmiyor, aynı zamanda sağlığın, eğitimin ve kentlerin piyasacı dönüşümünden kültürel değerlerimizin piyasacı ve gerici dönüşümüne ve gündelik yaşam alanlarımıza kadar topyekün bir saldırıyla karşı karşıyayız. Bütün bu sorunların kaynağını ne kişilere ne de partilere endeksleyebiliriz. Onları araçsallaştıran, metalaştıran kapitalist sistemi ve onun en hegemonik ideolojik aygıtı durumundaki kurumları neo-liberal dönüşüm adı altındaki saldırılarından kurtarmadıkça ve bu doğrultudaki mücadeleyi sistematik bir biçimde yapmadıkça başarı şansımız azalacaktır. Örgütlü mücadeleyi büyütmek, en geniş kitlelere ulaştırmak zorundayız. Emekçileri örgütlemeyi her iş kolunun kendi özgünlüğünden çıkarıp tam bir dayanışma içerisinde bütünsel bir örgüt kültürü ile yan yana getirmeliyiz. Türkiye’nin emek mücadelesinin öncüleri buradayken şunu da belirtmek isterim. Bizler mücadele hattını sadece Türkiye üzerinde düşünmemeliyiz. Artık Fransa’daki, Etiyopya’daki, Arjantin’deki, Çin’deki sorunlar da hepimizin sorunudur. Sistemle mücadele ancak bu şekilde yapılabilir. Onun için derhal kısa sürede burada bulunan dörtlünün öncülüğünde Emek Enternasyonali toplantıları çağrısı yapılmalı birleşik mücadele programı oluşturulmalıdır.
Saygı Değer Konuklar ! Mücadele Arkadaşlarım !
Sözlerimi tamamlarken,
Fetva verenlerin fetvalarını yırttıkça,
Asıp kesenlerin elindeki yağlı urganları aldıkça,
Meydan okuyanlara, zulüm edenlere direndikçe,
Katliamları unutmadıkça
Birleşik emek mücadelesini büyüttükçe tarihin yazdığı gibi hep kazanacağız.
Hepinizi Eğitim Sen Malatya Şubesi adına sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum.
16.01.2016
Tarık KAYA
Eğitim Sen Malatya
Şube Başkanı




