2018 yılı Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) bütçesi 18 Aralık Pazartesi günü (dün)TBMM Genel Kurulunda görüşülmeye başlanmıştır. 2018 yılında eğitime ayrılan bütçe paylarına baktığımızda, iktidar temsilcilerinin aksi yöndeki tüm iddialarına rağmen, eğitimin ve yükseköğretimin temel ihtiyaçlarının görmezden gelindiği, bütçelerin sadece zorunlu harcamalar dikkate alınarak hazırlandığı anlaşılmaktadır.
Yıllardır kamu hizmetlerine, özellikle de eğitime ve yükseköğretime ayrılan kaynaklar sadece sayısal olarak artmakta, doğrudan eğitim hizmetlerine yönelik yatırımlar açısından bütçelerde gerçek anlamda bir artışın olmadığı açıkça görülmektedir.
2017 yılında 85 milyar 49 milyon TL olan MEB bütçesi, 2018 yılı için 92 milyar 529 milyon TL olarak belirlenmiştir. Yükseköğretim bütçesi ise 25 milyar 620 milyon TL’den 27 milyar 761 milyon TL’ye çıkarılmıştır. Hükümet tarafından en çok payın eğitime ayrıldığı iddia edilse de, MEB ve Yükseköğretim bütçelerinin 2017’ye göre oransal olarak azaltıldığı görülmektedir.
Yıllar itibariyle baktığımızda MEB bütçesinde sayısal olarak bir artış yaşanmasına rağmen, asıl bakılması gereken eğitim bütçesinin milli gelir içinde ne kadar yer aldığıdır. Geçtiğimiz 15 yıl içinde MEB bütçesinin milli gelire oranı çok az artmış olmasına rağmen, belirlenen rakamlar ihtiyacın çok altında kalmış ve eğitim harcamalarının esas yükü, eğitimi adım adım ticarileştirme ve kamu kaynaklarının özel okullara aktarılması politikalarının da etkisiyle büyük ölçüde halkın sırtına yıkılmıştır.
TBMM’ye sunulan 2018 Bütçe Kanun Tasarısında MEB’e ayrılan bütçe rakamlarına bakıldığında, bir önceki yıla kıyasla oransal olarak artış değil, yüzde 1’lik bir azalma olduğu dikkat çekmektedir. Her fırsatta eğitime en çok payı kendilerinin ayırdığını iddia eden AKP hükümetleri döneminde eğitim bütçesinin milli gelire oranı OECD ortalaması olan yüzde 6’nın çok altındadır.
2017 bütçesinde MEB bütçesine merkezi bütçeden ayrılan pay yüzde 13,18 iken, 2018 yılı için ayrılan miktar oransal olarak yüzde 12,13’e gerilemiştir. Benzer bir şekilde 2017 bütçesinde MEB Bütçesinin milli gelire oranı yüzde 3,54 iken, 2018 bütçesindeki oran 2,69 ile son yılların en düşük seviyesine gerilemiştir. Bütün bu verilerin en açık anlamı, eğitim harcamalarının önemli bir bölümünün, tıpkı geçmiş yıllarda olduğu gibi, 2018 yılında da halkın sırtına yıkılacağıdır.
EĞİTİM YATIRIMLARI TARTIŞMASIZ BİR ŞEKİLDE AZALMAKTADIR
2002-2018 yılları itibarıyla MEB bütçesinden eğitim yatırımlarına ayrılan payın gelişim seyri, her fırsatta “Bütçeden en çok payı eğitime ayırdık” diyenlerin halkı nasıl kandırdıklarının, eğitime ayrılan bütçenin ne kadarının yatırıma ayrıldığını gizlemeye çalışarak gerçekleri nasıl çarpıttıklarını göstermektedir.
MEB bütçesinden eğitim yatırımlarına ayrılan pay 2002 yılında yüzde 17,18 iken, eğitim hizmetlerinin sunumu açısından çok önemli olan bu rakam 2009’da yüzde 4,57’ye kadar gerilemiştir. 4+4+4 sonrasında zorunlu olarak kısmen de olsa artışa geçen eğitim yatırımlarına ayrılan bütçe oranı, 2014 sonrasında yeniden azalmaya başlamıştır. 2018 yılı itibariyle Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinden eğitim yatırımlarına ayrılan pay sadece ve sadece yüzde 8,36’dır.
92 milyar TL’lik Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinden eğitim yatırımları için ayrılan 19.2 milyar TL’nin 6.7 milyar TL’si (yüzde 35) ‘din öğretimi’ne ayrılmıştır. MEB bütçesi 2018’de, geçen yıla göre 7 milyar TL artarak 92 milyar 528 milyon TL’ye ulaşırken, Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün payı 2017’ye göre yüzde 68 artırılmıştır. Dini eğitimde payı 7.7 milyar TL’ye çıkaran MEB, bütçesinin yüzde 7’sine denk gelen bu kaynağın yüzde 96’sının ise imam hatip liseleri için kullanılmasını kararlaştırmıştır.
Hükümetin eğitim alanında önümüzdeki yıllarda hayata geçireceğini iddia ettiği okulöncesi eğitimin zorunlu hale getirilmesi ve bütün okullarda tam gün eğitime geçilmesi hedefinin mevcut bütçe rakamları ile gerçekleşmesi mümkün değildir.
EĞİTİMDE TİCARİLEŞTİRME UYGULAMALARI ARTACAKTIR
2018 MEB bütçesinin bizlere gösterdiği en temel gerçek, eğitimde yaşanan yoğun ticarileşme sürecinin önümüzdeki dönemde artarak devam edeceği ve velilerin 2018 yılında cebinden yapacağı eğitim harcamalarının belirgin bir şekilde artacağıdır. Bu koşullarda devlet okullarında eşitsizlikleri derinleştiren örnekler, var olan toplumsal eşitsizlikler doğrultusunda okulları ayrıştırmaya neden olmakta zenginle yoksula ayrı ayrı ‘devlet okulu’, hatta aynı devlet okulu içinde gelir durumuna ya da başarı düzeyine göre farklı ‘sınıf’lar oluşturulmasının önünü açmaktadır.
Piyasacı eğitim sistemi, yaşamın her düzeyinde rekabeti, hizmetin bedelini ödemeyi, öğrenci ve velilerin “müşteri” haline getirilmesini hedefleyerek, toplumsal eşitsizliği ve toplumdaki sınıf farklılıklarını daha da derinleştirmektedir. Aynı okul içinde sınıflar, aynı bölgede okullar, farklı bölgeler, birbirleriyle rekabet içine sokularak eğitim hizmetleri piyasa kurallarına göre düzenlenmekte, öğrenciler birer yarış atı gibi sınavdan sınava koşturmaktadır.
Yapılması gereken, kamusal kaynakların yine kamusal bir hak olan eğitim için, özel çıkarlar değil, toplumsal çıkarlar gözetilerek değerlendirilmesi ve sadece eğitimde ve yükseköğretimde değil, bütün alanlarda kamu harcamalarının payının belirgin bir şekilde arttırılmasıdır.
Eğitim Sen olarak bütçe taleplerimiz;
- MEB ve yükseköğretim bütçesinin milli gelire oranı en az iki kat arttırılmalı, başlangıç olarak OECD ortalamasına (%6) çıkarılmalıdır…
- Kamu kaynaklarının özel okullara aktarılması uygulamasına derhal son verilmeli, eğitime yeterli bütçe, okullara ihtiyacı kadar ödenek ayrılmalıdır.
- MEB bütçesinden eğitim yatırımlarına ayrılan pay mutlak anlamda arttırılmalı, eğitimi ticarileştirmeyi hedefleyen, özel sektörle yapılan ya da yapılacak olan ortak projeler iptal edilmelidir.
- Artan oranlı vergi dilimi uygulamasına son verilmeli, ek dersler başta olmak üzere, tüm ek ödemeler temel ücrete dâhil edilmeli emekliliğe yansıtılmalıdır…
- 2018 yılında aile ve çocuk yardımı başta olmak üzere, sosyal yardımlar sembolik olarak belirlenmekten çıkarılmalı, ihtiyaç kadar artış yapılmalıdır…
- Eğitime hazırlık ödeneği sadece öğretmenlere değil, tüm eğitim ve bilim emekçilerine yılda iki kez en az bir maaş tutarında ödenmelidir…
- Eğitim emekçilerinin 3600 ek gösterge talepleri doğrultusunda düzenleme yapılmalıdır…
- Öğretmen, akademik personel, memur ve yardımcı hizmetli açıkları kapatılmalıdır.
- Tüm eğitim ve bilim emekçilerine insan onuruna yakışır bir ücret ve sağlıklı çalışma koşulları sağlanmalıdır…
19.12.2017
Tarık KAYA
Eğitim Sen Malatya Şubesi
Yürütme Kurulu Başkanı




